0 Likes
Üzerinde bulunduğumuz toprakların Türkler tarafından fethinden sonra düzenlenen ilk vergi-nüfus kaydının tarihi 1486'dır. Sultan II. Bayezıd devrinin ilk yıllarında yapılan bu kayda göre Görele merkezde "Eleğü Hası" diye bir köy kurulmuştur. Bu isim daha sonraki zamanlarda "Elevi" diye telaffuz edilir olmuştur. Bu kelimenin Alevilikle bir alakasının bulunmadığını hemen söylemeliyim. "Eleğü" kelimesi -muhtemelen- buraya yerleşen Türkmen topluluğun adıdır. "Has" tabiri ise, gelir miktarı 100 bin akçalık vergi ünitesini ifade etmektedir. Nitekim 1515 tarihinde burası "Eleğü Nahiyesi" diye bir vergi ünitesi olarak teşkilatlandırılmış ve bu günkü Görele ilçesinin köylerinin bir kısmı da bu vergi mıntıkasına bağlanmıştır.
1486'da 35 Müslüman reşit erkeğin yaşadığı Eleğü köyünde 4 kişi asker ve 5 kişi de din görevlisi olarak kayda konu olmuştur. Din görevlilerinden birinin adı Şeyh Himmed, diğerinin adı ise Ahmed Fakih'tir. Bu bilgi bize göstermektedir ki, Müslüman Türkler buraları fethedip iskana açtıktan hemen sonra dini vecibelerini topluca icra edebilecekleri mekanları da inşa etmişler ve içlerinden iki kişiyi de burada görevlendirmişlerdir.
Yavuz Sultan Selim'in Trabzon valiliği yaptığı sırada hazırlanan tahrir defterine göre Eleğü 22 hanelik orta halli bir köydür. Ancak söz konusu bu 22 hane içinden 8 kişi "mülazımân-ı câmi-i Eleğü" şeklinde kaydedilmiştir. Yani köydeki erkek nüfusa nazaran, Cami, 8 adet din görevlisinin hizmet etmesini gerektirecek kadar büyük inşa edilmiştir. Belli ki civar köylerde yaşayan Müslümanlar da Cuma ve bayram namazlarını eda etmek için buraya gelmektedirler. Başka bir ifadeyle, Eleğü köyünde çevrede yaşayan Müslümanların Cuma günleri toplandıkları merkezi nitelikte bir ibadethane vardır. 1515'te Eleğü Camii'nde görev yapan şahısların isimleri ise şöyle verilmiştir:
Hüseyin Fakih oğlu Emrullah Fakih,
Musa oğlu Abdullah Fakih,
Hasan Fakih oğlu Yakup,
Sufi Hasan oğlu Mustafa ve kardeşi Halil,
Sufi Hasan'ın diğer oğulları Hasan, Hasır ve Hasbi.
Bunlardan Hasan Fakih oğlu Emrullah "hatib-i cami", yani vaizdir. Musa oğlu Abdullah Fakih imam, diğerleri ise "mülazımân" olarak kaydedilmiştir. Yine bu kayıtlarda Abdullah Fakih'in tasarruf ettiği "Sufi Hasan toprağı" ve Hasan Halife adlı şahsın tasarruf ettiği "Bahşayış toprağı" diye iki adet vakıf arazisi camiye gelir olarak kaydedilmiştir.
Bütün bu bilgiler birlikte düşünüldüğünde, Eleğü köyünün 16. yüzyılda bir nahiye merkezi olduğu, 8 kişilik geniş bir kadronun görevli bulunduğu Cuma cami etrafında, bir hafta pazarı kurulduğu ve civarda bulunan köylerden atlı-yaya insanların bu pazara gelerek beşeri ihtiyaçlarını karşıladıkları söylenebilir. Bu durumda Görele kasabasının kurulması sürecinde Eleğü Cuma Cami belirleyici olmuş ve bir nevi şehrin çekirdeği vazifesi görmüştür. Cuma namazlarının kılındığı bu gibi toplanma, pazar yerleri için halkın genelde "Camiyanı" tabirini kullandığını biliyoruz. Bu yüzden büyük ihtimalle Eleğü Cami etrafında oluşan bu toplanma alanı da tarihte "Camiyanı" diye tanımlanmıştır. Nitekim Espiye, Eynesil, Yağlıdere, Dereli, Keşap, Bulancak ve Piraziz gibi kasabaların ortaya çıkışında Cuma camileri belirleyici olmuş ve halk buraları "Camiyanı" betimlemesiyle tarif etmiştir.
Hasan Ağa Camii'nin tarihi arka planında Eleğü Cuma Cami'nin olduğu kuvvetle muhtemeldir. Ancak özel olarak Hasan Ağa Camii ile ilgili somut bilgilere 19.yüzyıl başlarında tanzim edilmiş belgelerde rastlıyoruz. Buna göre; Bu günkü Eynesil ilçemizin çıkışında deniz kenarında bulunan Görele Kalesi çevresindeki mahalde yaşayan halk, 1811 yılında çıkan bir iç isyan sebebiyle buradan ayrılarak, daha güvenli buldukları Elegü köyüne göç etmiş, böylece de burası nüfus bakımından yoğunlaşmış, beşerî ve dinî ihtiyaçları karşılayacak yapılara daha fazla ihtiyaç duyulur olmuştur. Bu yüzden 1811-1820 yılları arasında, giderek bir kasabaya dönüşmüş olan Eleğü (Elevi)'de geniş bir Cuma Cami inşa etme ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Nitekim 1837 tarihli bir belgede, Hacı Hüseyin Efendi adlı bir müderrisin 1832'de Eleğü/Elevi kasabasında bulunan Medrese-i Atik'e görevlendirildiği, bu şahsın müderrislik dışında kasaba eşrafından Hasan Ağa tarafından inşa ettirilen Cami-i Kebir ve Cami-i Cedit'te vaizlik yapacağı bilgisine yer verilmiştir.
Demek ki, 1832 tarihi itibariyle Eleğü kasabasında Cami-i Kebir ve Cami-i Cedid diye iki adet mabet vardır ve bunlardan ilki Hasan Ağa tarafından inşa edilmiş olan mabettir. Diğeri ise yeni yapıldığı için "cedid" terkibiyle ifade edilen ikinci camidir. Belgelerin işaret ettiği tarih 1832 yılının Sonbaharı olduğuna göre Hasan Ağa Cami, bu tarihten daha önce inşa edilmiştir ki bunu, Görele Kalesi'nin tahliye tarihi olan 1811 yılı ile ilişkilendirmek de mümkün olabilir.
Nitekim 1907'de caminin onarımında görev alan Reşit Efendi-zâde Abdülmecid Efendi adlı bir şahsın düzenlediği Osmanlıca bir belgede, söz konusu caminin Hasan Ağa adlı hayırsever tarafından yaptırıldığı, 1811 yılında da Hacı Osman Kadı tarafından tamir edildiği bilgisine yer verilmiştir. Aynı belgede minare taşlarının Ordu’dan getirtildiği, kaide kısmının deniz seviyesinin altında kalması nedeniyle temel atmak için Abdurreşid Efendi’nin kaynatası Hacı Emin Ağa tarafından Karabörk Köyü’nden getirtilen kızılağaç tomruklarının temele döşendiği yazılıdır.
19.yüzyılın başlarında yapıldığı kesin gibi duran Hasan Ağa Cami'nin, Osmanlı'nın klasik döneminde din hizmeti veren Eleğü Cami'nin arsası üzerine inşa edilmiş olması da kuvvetle muhtemeldir. Genel kabule göre Kabe'nin bir şubesi olarak inşa edilen bütün camiler gibi kutlu bir macerası bulunan Hasan Ağa Camii'nin, ilk olarak ahşap tekniği ile inşa edildiği, aydınlatmasının devrin şartları gereği çıra ile yapılması dolayısıyla kısmi yangınlar geçirdiği anlaşılmaktadır. Bu ve benzeri nedenlerle yıpranan caminin onarımına ihtiyaç duyulmuş ve 1907 yılında Kaymakam Abanuz-zade Hüseyin Efendi'nin öncülük etmesi ve halkın da katkılarıyla yıkılarak taştan inşa edildiği anlaşılmaktadır.
Hasan Ağa Cami'nin minaresinin, bahse konu onarımdan önce yapıldığı, Trabzon Vilayeti Salnamelerinde geçen beyanlardan anlaşılmaktadır. Salnamelerde, Görele'de Cami-i Kebir ve Cami-i Cedid diye iki ayrı camiye minare yapımına başlandığı ifade edilmiştir. Bu ifade Hasan Ağa Camii minare inşaatının, salnamenin hazırlandığı 19.yüzyılın son çeyreğinde yapıldığını göstermektedir. Minarenin kitabesi kaybolduğu için, yapım tarihi ve bu işin kimler tarafından finansa edildiğini şimdilik bilemiyoruz.
Şayet bu tespitlerimizde yanılmıyorsak, en az 530 yıllık bir mabet mekanı üzerine inşa edilmiş iki asırlık bir eserin varlığına şahit olduğumuzu sizlerle paylaşmaktan mutlu olduğumu belirtmek isterim.
KAYNAK: Mehmet FATSA